işte sıdıka.
masamızın gülüdür kendisi.
annemin hediyesi, sempatik şey.
zeus tırtıklamaktan pek keyif alıyor öyle de bir durumu var.
29 Ekim 2010 Cuma
27 Ekim 2010 Çarşamba
daffy duck.
ne oldugunu anlamakla, ne olduğunu anlamaya çalışmak arasında geçen süreye "duffy duck" olmak denir.
öyle bir şaşkın, öyle bir salak olursun. gagan döner, ne oldugunu anlayamazsın.
ayakların perdeli perdeli titrer, yüzüne bir tutam saç düşer.
işte o süre içinde bugs bunny ile karşılaşmaman gerekir.
duffy duck olabilmek böyle bir şeydir.
öyle bir şaşkın, öyle bir salak olursun. gagan döner, ne oldugunu anlayamazsın.
ayakların perdeli perdeli titrer, yüzüne bir tutam saç düşer.
işte o süre içinde bugs bunny ile karşılaşmaman gerekir.
duffy duck olabilmek böyle bir şeydir.
25 Ekim 2010 Pazartesi
sedergine.
bugünün son vuruşu sedergine ile olacak.
anca alacak günün "karın ağrısını."
sedergine demişken KANIT dizisi de sedergine gibi bir dizi mübarek.
tintintintin izliyorsun sadece... episodik durumlar var sadece. bir şeyi takip etme derdi yok, ezel ve eyşan yok, yasemin ve savaş yok hatta fatmagül ve mustafa yok.
hap gibi, alıyorsun ve geçiyor etkisi.
ben çok kızıyordum gerçi KANIT ekibine. sürekli aşk-meşk cinayetleri işliyorlar diye.
neyse şimdi şimdi biraz düzeldi.
sözün özü ve günün dersi;
sen iyiysen, herkes sana iyi.
değilsen, zaten her şey kötü?
sen kötüyken ne iyi olabilir ki?
yani...
anca alacak günün "karın ağrısını."
sedergine demişken KANIT dizisi de sedergine gibi bir dizi mübarek.
tintintintin izliyorsun sadece... episodik durumlar var sadece. bir şeyi takip etme derdi yok, ezel ve eyşan yok, yasemin ve savaş yok hatta fatmagül ve mustafa yok.
hap gibi, alıyorsun ve geçiyor etkisi.
ben çok kızıyordum gerçi KANIT ekibine. sürekli aşk-meşk cinayetleri işliyorlar diye.
neyse şimdi şimdi biraz düzeldi.
sözün özü ve günün dersi;
sen iyiysen, herkes sana iyi.
değilsen, zaten her şey kötü?
sen kötüyken ne iyi olabilir ki?
yani...
24 Ekim 2010 Pazar
pazar günleri sıkıcı mıdır?
( yukarıda bulunan görsel yargıcı'nın sitesinden alındı. )
biz mutluysak, dünya mutlu olur mu?
hayat bize güzel olursa, diğerleri bundan nasıl bir keyif alabilir?
kelebek kanat çırpınca fırtına çıkıyor mu?
aslanlar kükrediğinde gücümüz artıyor mu?
tamam bunun sonunda "kek nasıl kabarır?" demeyeceğim...
benim bir kedim var. ismi zeus, bugün bütün gün uyudu.
belki de pazar keyfi'nin anlamını aramızda tek bilen o.
şu anda da keyfi yerinde gibi görünüyor ve gülümsüyor.
ben onu sevmekten pek keyif alıyorum.
yarın iş var, bunu bilmek de beni mutlu ediyor.
hayatım boyunca "yarın iş var!" demek bence beni keyifli kılacak.
kocaman bir patron olsam da hep olduğum gibi kalsam da.
saat 19:30 tek dinlediğim şarkı şu ana kadar eros ramazotti-musica é..
inanılmaz sesli adam andrea bocelli ile söylediği bir şarkıdır, tavsiye edebilirim.
ve evet herkes gibi, bende italyanları severim.
23 Ekim 2010 Cumartesi
cumartesi-kahve-sessizlik. belki de huzur.
brezilian coffee.
bir takım diziler.
sonrasona "boy a" diye bir film izlemek planı.
azıcık gezmece-tozmaca.
birazcık ayak, birazcık yürek ağrısı...
dünün akşamından kalma bir baş ağrısı.
bir de merak etmek biraz "yaban gülleri nerede büyürler? hangi ses insanı huzura çağırır? ne zaman gerçekten memnun oluruz halimizden?"
bir de hiçbir şeyi beğenmeden, bir şeyleri beğenmek dürtüsü...
sessizliği her şeyden çok daha fazla sevmek ve ona delice ihtiyaç duymak.
cümleleri "mek-mak" ekiyle bitirme keyfi var ayrıca.
aslında düşününce, her şeyin içinde hem bir keyif hem de bir keyifsizlik hali.
bu akşamı-geceyi ben kendime ayırdım.
nasıl olsa pek ihtiyacım vardı.
aha bu gecenin şarkısı;
http://www.youtube.com/watch?v=fUgMbKJu9ws&ob=av2e
bir takım diziler.
sonrasona "boy a" diye bir film izlemek planı.
azıcık gezmece-tozmaca.
birazcık ayak, birazcık yürek ağrısı...
dünün akşamından kalma bir baş ağrısı.
bir de merak etmek biraz "yaban gülleri nerede büyürler? hangi ses insanı huzura çağırır? ne zaman gerçekten memnun oluruz halimizden?"
bir de hiçbir şeyi beğenmeden, bir şeyleri beğenmek dürtüsü...
sessizliği her şeyden çok daha fazla sevmek ve ona delice ihtiyaç duymak.
cümleleri "mek-mak" ekiyle bitirme keyfi var ayrıca.
aslında düşününce, her şeyin içinde hem bir keyif hem de bir keyifsizlik hali.
bu akşamı-geceyi ben kendime ayırdım.
nasıl olsa pek ihtiyacım vardı.
aha bu gecenin şarkısı;
http://www.youtube.com/watch?v=fUgMbKJu9ws&ob=av2e
21 Ekim 2010 Perşembe
bugünün bombası.
bugün düştüm ben.
iki dizimin ve iki elimin üstüne.
kanamadı hiçbir yerim. ama çok canım yandı. hatta şu an bunları yazarken bile canım epeyce yanıyor. sol elimin kenarında sağlamından bir ağrı var.
sakarlığımla övünmüyorum ancak düştüğüm anda yanımdakilerin bakışları, elimdeki herşeyin fırlayıp gitmesi benimde yaklaşık bir dakika kendime gelememem, eteğimin altından çorabımın kaçması filan...
günün dersi de şu...
hiçbir şey için heyecanlanmamak ve acele etmemek lazım. sonra beş şiddetinde iç organlar sallanıp, öleyazıyorsun. bir santim ile gözüne girecek taştan ancak kaçıyorsun...
bir de bunun manevi acı verebilen "düşmesi" var. daha kötü o.
o yüzden "stay calm." demiş birileri.
hakkaten kalalım öyle.
iki dizimin ve iki elimin üstüne.
kanamadı hiçbir yerim. ama çok canım yandı. hatta şu an bunları yazarken bile canım epeyce yanıyor. sol elimin kenarında sağlamından bir ağrı var.
sakarlığımla övünmüyorum ancak düştüğüm anda yanımdakilerin bakışları, elimdeki herşeyin fırlayıp gitmesi benimde yaklaşık bir dakika kendime gelememem, eteğimin altından çorabımın kaçması filan...
günün dersi de şu...
hiçbir şey için heyecanlanmamak ve acele etmemek lazım. sonra beş şiddetinde iç organlar sallanıp, öleyazıyorsun. bir santim ile gözüne girecek taştan ancak kaçıyorsun...
bir de bunun manevi acı verebilen "düşmesi" var. daha kötü o.
o yüzden "stay calm." demiş birileri.
hakkaten kalalım öyle.
20 Ekim 2010 Çarşamba
hadi bana bir film söyle. ama içinde sen olsun...
"This road will never end. It probably goes all around the world."
Film izlemek, filmlere dahil olmak en iyi şekliyle; film izlerken içinde kendine bir karakter tutanların işi... Film bir korku filmiyse, katilin durumuna göre katil olmak ya da kurban olmak...Hırsız-polis ikileminde ikilemde kalmak...Aşk filmlerinde adama ya da kadına kızmak.Hepsi film izlerken filme dair olabilmekle alakalı... Gerçi her film bunu hak etmiyor, van damme'ın yerinde hissetsen kendini ne olur ki zaten?
:)
İtalikle yazdığım şey "hadi bana bir film söyle, hiç aklından çıkmayanından?" denildiğinde nedense ilk aklıma gelen filmdir. Kesinlikle "top 10" filmlerimden biri değil. Ama garip bir şekilde aklıma ilk geleni. İlk izlediğimde çok ağlamıştım, kimse bu şekilde yaşamayı hak etmiyor, yazık değil mi? iç sesleriyle...Sonrasında ise "aşk" denilen şeyin gerçekten ne kadar yıkıcı olduğunu, çete halinde yaşamanın getirileri ve götürülerini, parası olanın en dandini durumdan bile "hiyoo!" şeklinde sıyrılabileceğini... Kimin içinde "ibnelik" olduğunu asla anlayamayacağım gibi...
Mike ve Scott başroller. Mike aşık, Scott eğlenceli. Mike hep kaybeden, en saf halinde buharlaşıp giden...Scott kaybedip kazanabilen, en tehlikeli haliyle etrafında ne varsa yakabilen... Biri River Phoenix, biri Keanu Reeves. Düşününce bu durum gerçek hayatlarında da böyle oldu.River buharlaşıp giderken, Keanu alevlerini bilerek küllendirdi sonradan başka bir adam yarattı kendinden. İlk başlarda "gay filmi, "kayıp gençlik filmi" olarak etiketlenen bu film aslında tamamen bir "ev ve aşk bulma" öyküsü... Kime ait olduğunu belirleyebilmek, birini çok sevebilmek için çok şey yapabilmek ve düşüp düşüp kalkarken rüyalarda bir dünyanın içinde yaşayabilmenin anlatımı.Bunların hiçbiri bir "ergen çığlığı" değil. Kendini yerine koyunca sokağın ortasında düşüp uyuduğunu ve tecavüze maruz kaldığını düşününce, bu anlamayan için çok karışık bir hikaye.
Sokakta görünce kafamızı çevirdiğimiz, güzel çocuklara-güzel kızlara yazılmış belki de bu film... Güzelliklerini asla göremeyeceğimiz kadar "bulutladığımız" o insanlara...Sokak çocuklarından bahsetmiyorum, bilerek ya da isteyerek, şartları zorlamak yerine kendini ruhundan bağımsız "satmaya" adıyanlardan bahsediyorum. Bir terk edilmiş binanın en tenha köşesinde kadın-erkek fark etmeden birbirlerine sarılıp uyuyan, cinsiyet nedir bir süre sonra ortadan "eli mahkum" kaldıranların hikayesi...Scott karakteri çok gerçekçi değil belki, şehrin en zengin adamlarından birinin oğlunun "isyanı" mantıklı gelmiyor...Uyuşturucu ve asilik için kimse pamuk yatağını bırakmaz gibi geliyor zaman zaman. Kimi zamanda insanın içinde varsa yaparsın diyorsun
Yönetmeni herkesin bir zamanlar çok sevdiği şimdilerde parmak sallayarak adam yerine koymadığı GUS VAN SANT. Çok güzel fotograflar ve renkler yakaladıgı bilinen bu adamın alemet-i farikası bence bu filmdir. Filmin çekiliş aşamasında filmin bir kısmının neredeyse kendi evinde yaşandığını söylemiş ve inanılmaz bir tecrübe olduğunu belirtmiş. Keanu Reeves'in en şahane zamanları ve en iyi oynadığı film. River Phoenix'in ise bize bıraktığı kısıtlı hatıralardan biri... Udo Kier denen adamın salakça dansı var, iki kafadarla toplu halde "film" çekmeden önce...Filmin içinde bambaşka bir renk gerçekten...
Mike'a herkes vurulabilir...Scott herkesin hayatı olabilir....
Mike rüyalarında yaşarken, Scott bulduğu sandığı aşkı resmiyete dökebilir..
Yaşanan her şey unutulur, her şey yarım kalabilir...
Arkadaşlıklar ise yeni yollar bulunana kadar sadece bir diğerine bağlanan köprüdür.
İzlemek lazım...
Film izlemek, filmlere dahil olmak en iyi şekliyle; film izlerken içinde kendine bir karakter tutanların işi... Film bir korku filmiyse, katilin durumuna göre katil olmak ya da kurban olmak...Hırsız-polis ikileminde ikilemde kalmak...Aşk filmlerinde adama ya da kadına kızmak.Hepsi film izlerken filme dair olabilmekle alakalı... Gerçi her film bunu hak etmiyor, van damme'ın yerinde hissetsen kendini ne olur ki zaten?
:)
İtalikle yazdığım şey "hadi bana bir film söyle, hiç aklından çıkmayanından?" denildiğinde nedense ilk aklıma gelen filmdir. Kesinlikle "top 10" filmlerimden biri değil. Ama garip bir şekilde aklıma ilk geleni. İlk izlediğimde çok ağlamıştım, kimse bu şekilde yaşamayı hak etmiyor, yazık değil mi? iç sesleriyle...Sonrasında ise "aşk" denilen şeyin gerçekten ne kadar yıkıcı olduğunu, çete halinde yaşamanın getirileri ve götürülerini, parası olanın en dandini durumdan bile "hiyoo!" şeklinde sıyrılabileceğini... Kimin içinde "ibnelik" olduğunu asla anlayamayacağım gibi...
Mike ve Scott başroller. Mike aşık, Scott eğlenceli. Mike hep kaybeden, en saf halinde buharlaşıp giden...Scott kaybedip kazanabilen, en tehlikeli haliyle etrafında ne varsa yakabilen... Biri River Phoenix, biri Keanu Reeves. Düşününce bu durum gerçek hayatlarında da böyle oldu.River buharlaşıp giderken, Keanu alevlerini bilerek küllendirdi sonradan başka bir adam yarattı kendinden. İlk başlarda "gay filmi, "kayıp gençlik filmi" olarak etiketlenen bu film aslında tamamen bir "ev ve aşk bulma" öyküsü... Kime ait olduğunu belirleyebilmek, birini çok sevebilmek için çok şey yapabilmek ve düşüp düşüp kalkarken rüyalarda bir dünyanın içinde yaşayabilmenin anlatımı.Bunların hiçbiri bir "ergen çığlığı" değil. Kendini yerine koyunca sokağın ortasında düşüp uyuduğunu ve tecavüze maruz kaldığını düşününce, bu anlamayan için çok karışık bir hikaye.
Sokakta görünce kafamızı çevirdiğimiz, güzel çocuklara-güzel kızlara yazılmış belki de bu film... Güzelliklerini asla göremeyeceğimiz kadar "bulutladığımız" o insanlara...Sokak çocuklarından bahsetmiyorum, bilerek ya da isteyerek, şartları zorlamak yerine kendini ruhundan bağımsız "satmaya" adıyanlardan bahsediyorum. Bir terk edilmiş binanın en tenha köşesinde kadın-erkek fark etmeden birbirlerine sarılıp uyuyan, cinsiyet nedir bir süre sonra ortadan "eli mahkum" kaldıranların hikayesi...Scott karakteri çok gerçekçi değil belki, şehrin en zengin adamlarından birinin oğlunun "isyanı" mantıklı gelmiyor...Uyuşturucu ve asilik için kimse pamuk yatağını bırakmaz gibi geliyor zaman zaman. Kimi zamanda insanın içinde varsa yaparsın diyorsun
Yönetmeni herkesin bir zamanlar çok sevdiği şimdilerde parmak sallayarak adam yerine koymadığı GUS VAN SANT. Çok güzel fotograflar ve renkler yakaladıgı bilinen bu adamın alemet-i farikası bence bu filmdir. Filmin çekiliş aşamasında filmin bir kısmının neredeyse kendi evinde yaşandığını söylemiş ve inanılmaz bir tecrübe olduğunu belirtmiş. Keanu Reeves'in en şahane zamanları ve en iyi oynadığı film. River Phoenix'in ise bize bıraktığı kısıtlı hatıralardan biri... Udo Kier denen adamın salakça dansı var, iki kafadarla toplu halde "film" çekmeden önce...Filmin içinde bambaşka bir renk gerçekten...
Mike'a herkes vurulabilir...Scott herkesin hayatı olabilir....
Mike rüyalarında yaşarken, Scott bulduğu sandığı aşkı resmiyete dökebilir..
Yaşanan her şey unutulur, her şey yarım kalabilir...
Arkadaşlıklar ise yeni yollar bulunana kadar sadece bir diğerine bağlanan köprüdür.
İzlemek lazım...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



